ey hayata sevdalı esir insanca yaşama isteğiyle suçluysan eğer hayatta kalmanın onuruda yaralı - Blogcu



bir gün daha geçti...

 Bir gün daha geçti ömrümüzden..

Birgün daha korktu çocuklar,birgün daha ağladı analar,dövdüler dizlerini..

ve ağıtlar yaktılar birgün daha.Birgün daha eşeledi toprağı bir gün daha kaldı göçük altında.

apoletliler bir gün daha vurdular  boranlarımızı.. ama bir gün daha kalmadı yanlarına

birgün daha Kolu kaldı makinanın altında, kimi kolunu kaptıracağı işini bile bulamamıştı ;

emeğini satacağı, kanını satacağı bir kapı bile bulamamıştı..

kiminin  milyarlar harcadığı bir gün daha geçti, ve yemin içtik alacağız diye 

birgün  daha...

 Hani hiçbirşey olmamış gibi gözüken birgün daha geçti ömrümüzden..

..............

şöyle bir düşündüm bir akşam ;ben bugün allah için ne yaptım değilde, ben bugün

geçen zamanın farkında olmadan  insanlık için ne yaptım. hengi gerçeğin savunuculuğunu üstlendim?yoksa hangi yalanın arkasına sığınarak kendimi korumaya çalıştım...

kendi haklılığımımı savundum yoksa yaşamın içindeki gerçeklerimi haklılığına kavuşturmaya çalıştım.. ? utanç duygusudur bundan sonraki gelen düşünce

öyleyse ne oturuyorum dedim  yapılacak o kadar çok şey varken... bir günün içinde.

 sonra nazımdan bir iki mısra geldi aklıma.. vaktimiz yok......akın var  güneşe akın ..!

 

 

 

 

 

gel savaşmayı öğreteceğim sana...

Otur yanıma gel,yoksul insan ezilmiş insan,

gel sana savaşmayı öğreteceğim,

yoldaş olacağız... Ordan bizim gecekondu

mahallerine gideceğiz ordada oturacağız yanına insanların

onlarada savaşmayı öğreteceğiz onlarlada yoldaş olacağız...

Bir gece vakti olacak parklara uğrayacağız bir koşu alıp geleceğiz

ordaki insanlarıda sonra onlarada savaşmayı öğretceğiz..

onlarlada yoldaş olacağız...

Sonra bir mayıs akşamı,hani mayısın başı,yani biri,1 mayıs!

ben diyeceğimki sana git koş! tornacı kadir ustayı çağır,

madenci recebi, tekstil işçisi bizim yetim fatmayı,hani tanırsın onu

babası daha hızlı çalışmak daha fazla üretmek için,iki adım ötedeki

demiri almayıp elini sokmuştu makinanın altına,sonrasını biliyon zaten...

İşte sen biliyon çağır hepsini,deki ; Sizi emeğinize sahip çıkmak adına

meydanlar çağırıyor,hak edipte alamadığınız bütün herşey sizi bekliyor

sabırsızca bekliyorlar... sonra onlarda gelecek onlarlada yoldaş olacağız ...

onlarada öğreteceğiz savaşmasını...

Bak şurda anlaşalım heval herkese savaşmayı öğreteceğiz tamammı?

çirkin birşey diye düşünmiyesin,güzelin savaşını vermekten daha

güzel ne olabilirki?

 

 

zulme kurşun yağdıracak gökyüzü,işte o zaman gökyüzü biz olacağız!

 

Bizim çocukların apartman yapmaya çalıştığı taşların üstüne çıkıp,

şöyle bir bakıp çevreye.. ayaklarımızın altındaki o güçlü yapıtın sağlamlığının

verdiği güvenle öğreneceğiz savaşmayı...

ölüm ve yaşamak...

 

sanki yaşımıyormuşuz gibi geliyor bana,ama ölüde değiliz,

gerçi yaşamla ölümün arası olmaz...

sahi biz yaşıyormuyuz yoksa ölümüyüz? yada neremiz yaşıyor neremiz ölü?

mesela ben diyorumki;

ellerimiz hareket ediyor,ayaklarımız yürüyor.

Öyleyse onlar yaşıyor fakat sevemiyoruz onun içindirki sevdiklerimiz uğrunda döğüşemiyoruz

öyleyse yüreğimiz ölü,peki şimdi biz yaşıyormuyuz yoksa ölümüyüz?

Diyelimki yaşamak istiyoruz,ellerimiz ve ayaklarımızdan başka hareket eden yanlarımız olsun istiyoruz

hangi taşın altına sokmalı kafamızı diye düşünmekte istemiyoruz öyleyse ölümü hiçe sayacağız

yani yaşayacağız...

 

 

Ölüm olmalı; taktiri ilahi değil,isteyerek bilerek yürünmeli ölüme

biz karar vermeliyiz ne zaman öleceğimize,yani o kadar elimizde olmalı ölümümüz...

sonra,öldürmeli ölümüz düşmanlarımızı...

Bir elimizde yüreğimiz olmalı apaçık ortada..

ve diğer elimizdede mavzerimiz yani gerçeğimiz o kadar ortada ve ölümüne korunaklı..

 

 

Ben büyüyünce devrimci olacağım...

Ben büyüyünce devrimci olacağım... daha geçen gün dokuzuma bastım

seneye ilkokulu bitirip ortaokula başlayacağım aslında şimdi olmak istiyorum.

Evet evet hemen şimdi,şu saniye hatta... Ben nemi anlıyorum devrimcilikten?,öyle demeyin küçük olabilirim ama ben biliyorumki sevilmesi gereken güzelliklerin kavgasını vermek önemlidir işte ben o kavgayı vermek istiyorum bütün isteğim bu

bana öyle geliyorduki birşeyleri devirmek gerekiyor ve birşeyleri kurmak,o şeyleri şimdi taif etmek çok zor ama inanınki anlıyabiliyorum ama dur, şimdi bütün marifetimi kullanarak bunu tarif etmeye çalışayım çok zor bunu anlatmak ama şöyle kısık bir sesle anlatayım fazla dikkat çekmeden yani, birde sabırsızlık sardı şimdi  beni kendimi anlatır gibi oldum, tamamya  işte  devrim bu! insanı tarif etmekle halkı tarif etmekle eşdeğer sanırım şimdi çok daha kolay olacak devrimi tarif etmek,öyleyse devrim yaşayan birşey,öyleyse gerçek ...  Birileri birşeyleri çözmeye çalışıyorlar karmakarışık bir masal oluyor,açıkçası hiçbirşey anlamıyorum

zaten onlarında bu umurlarında değil gibi,ihtiyaçtan yapıyorlar başka bir gerekçesi yok. ama ben devrimci olacağım bunlar gibi olmıyacağım,başladığım bir yer yürüdüğüm bir yol ve varacağım bir nokta olacak. Tek nefeste geçireceğim ömrümü taze bir emeğin alınterinin kokusunu çekeceğim içime ve bütün ezikliklerin... daha fazlası yok! zaten bu kadar nefes bir insana bir ömür boyu yeter... nereye kadarmı şairin dediği gibi "yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek"elbetteki o zamana kadar yaşıyor olacağım çünkü bir devrimci asla ölmez! ama dur,yok yok böyle konuşmamalıyım ilerki zaman için kesin bir hükümde bulundum bir devrimci böyle konuşmaz,gerçi ben daha devrimci değilim ama olsun şimdiden kendimi alıştırmalıyım hem devrimcilik öyle bir anda olunan birşey değilki eğer öyle olsaydı ne yapar ne eder şu dakka devrimci olurdum...

Hiç olmadığı kadar yaşamla ölümü bir arada tadacağım

ölüm yok hey!hey! ölüm yok bize diye bağıracağım

şimdi bak gözlerime o umut dolu sevdanın ışıltısını görebilecekmisin

daha yaklaşta bak,yusyuvarlak açtım işte iyice bak.

Şimdi söyle bir karanlık ne kadar korkar bu ışıktan

kaç metrekaresini aydınlatabilir bu ışık karanlık bir gecenin...

 

Nasılki gülmezse aç çocuk,bağrı yanık ana,

yorgun işçi, yani niye gülmezse ekmeğe aç özgürlüğe aç halkım

daha çok yürek var kavgaya atacak!

yaşam dediğin kelimelerle anlatılmamalı...

 

hiçbirşey söylemek gelmiyor içimden,

sözcüklerleyaşamak yalancı geliyor bana.

Oysa yaşam dediğin,en soğuk hafasında bir ateşin başında

bölüşmek ve sarılmak olanca içtenlikle,

en yalnızlığında ağlamak hep beraber

başbaşa ağlamak,ne kadarını düşünebiliyorsan insanların hepsiyle beraber.

Yaşam dediğin kelimelerle anlatılmamalı,bilmiyorum ama kelimeler tarif etmemeli

bizi,anlatmamalıyız kendimizi ve başkalarını,susmalıyızve gözlerimizi en çıkarsız

bir bakış için açmalıyız, sözcüklere gerek kalmadan göreceğizdir hayatı

ve yalansızdır bilesin bu gördüğümüz yaşam.

 

    kim ne kadarını anlatırsa değil ne kadarını yaşarsa önemlidir.

 

 

  sen olacaksın gökyüzünün mavisi

sen olacaksın çam yeşili

herşey sen olacaksın çünkü sensin ekmeği önümüze koyan

yaşamımızdaki herşeyi yaratansensin ve sen yaşayansın

bize yaşatmayı öğreten uğrunda ölünecek sevdanın yaratıcısısın

sevmek anlamaktır...

Şimdi farzetki yanındayım

ve seni o kadar iyi anlamışımki

hiç bir yanlış düşüncem yok senin hakkında

ve sen hiç uğraşmıyorsun kendini bana anlatmak için

herşeye rağmen mutluyuz çünkü o kadar iyi anlıyoruzki birbirimizi

ve farzetki çok uzağım sana, aşılması zor duvarlar var aramızda

belki yollarına bile vuramam kendimi ama o kadar iyi anlıyoruzki birbirimizi

sussakta aynı şeylere susuyoruz ve konuşuyoruz.

yaşam...

Şimdi soruyorum bütün soruları kendime,cevabı hayatta biliyorum.

Ne dert nede keder yıpratabilir,ne ölüm nede zulum yıkabilir.

Ama cevapsız sorular varya,hani eksiklik varya,hani bir gecenin

ortasında çırıl çıplak kalmak,hani .....

Oysa bir kurşun yıkabilmeli beni birde arkadan vurulmuş bir hançer.

Ne kadar açık herşey ortada ve ben ne kadar güzel görebiliyorum

herşeyi. Ne yapmalıydım? değiştirmeliydim, akışına değil tersine yürümeliydim. "Korku" işte düşmanımı buldum ve "Direnç" işte bana lazım olan şeydi bu,ama neresindeydim ben hayatın,?ve düşündümde her saniyesindeydim hayatın.

Bir resim çiz dedim kendi kendime öyle çok renkli falanda değil,

bizim oralardan olsun yeter,ve koy dedim kendini o resmin içine,

ha işte ne güzel oldu ne kadar yakıştım,şimdi tam yanına bir resim daha çiz oda gene bizim oralardan olsun,ama çok renkli olsun ha!

en güzel renklerden olsun mesela bahardan bir renk olsun ve baharı aydınlatan güneşten,birde tarlada gezen bir kız çocuğunun yanaklarından yani bizim oralardan.. ah! bide bu resme koyabilsem kendimi.

Bir dergide okumuştum Zal adlı bir kürt savaşçı varmış Zal'a zulmü

anlatırmış halk zal bir şekilde geçiştirirmiş en sonunda namus demişler işte o anda gürzünü istemiş "namus ha!"demiş ve kafasına vurmalarını istemiş ki iyice kızışsın diye.Ape musa anlatıyordu"benim atalarım gibi gürzüm yok ama verin kalemimi"demiş.Eh işte şimdi durmak olurmu insanın eli ne kalemden geri kalır ne silahtan.

koymak istiyorum kendimi o resme ve koyacağımda,biliyorum beni bağrına basacak bir halk var ve yemin olsunki bütün dertlerini paylaşacağım,omuz omuza çarpışacağımda,iştebütün sorulara cevap bu:"yaşamak"ezilen insanlar için yaşamak!

herşey bunun için.

Sordum insan olmak nedir? cevabını ben verdim kendime ve dedimki insan:güzel olanı yaşatabilendir hayatın her alanında yaşamın her saniyesinde . Güzel olanı yaşatabilmek..

Gidelim..

Açılacak bir kapıdır uykulu gözlerde,kanayan bir uçurum uzaklığını andıran,

yakamoz olur gece..Bakışlar ister istemez takılır,umutlar yarım kalmıştır.

Sessizlik tamamlar bütün eksiklikleri,dünyadan uzak gökyüzüne yakın olur bütün düşler

tıkılır kalır çığlıklar,git dersin gidişlerin en uzağına...Sonsuzluk girer birden bire içine

bir dolu yaş düşer gözlerinden ve an olur newroz ateşlerinde savrulur gidişlerden geride kalan düşler...

Gidelim bu yalancı diyardan,haydi kollarım,bacaklarım ve düşlerim toparlanın gidelim...

Bu topraklarda silah tutar esaret altında kalmış yürekler...

Bu topraklarda silah tutar esaret altında kalmış yürekler.

Bu topraklarda ölü doğar çouklar,

fermanı doğduğunda yazılmıştır,kader değil bu

faşizm diktatörlüğü.

Öldürüler daha doğmamış çocukları...

Hadi şimdi sorgula hayatı,yiğitsen sorgula şimdi,

nedendir,daha doğmadan ölüşler... Silah tutar ulan silah  esaret altında kalmış

yürekler,mavzer mavzere döğüşür korkusu kırılmış anası babası bir çocuklar...

 

 

Nasıl görsün görmek istemeyen,nerden gelip nereye gittiğini nasıl bilsin...

Bilir bilir.. Bilirde görmek istemez,oysa ne can nede ten yaşar

baklmasından korkulan,sorgulanmasını imkansız kılan yerlerde...